31 Aralık 2010 Cuma

Hep

seyircilerin arasında ilizyona protez el takarken yakalandın sen
kızgındı rayları taşıyan damarım
sarsıyor bıkkınlığından
sen üstündün herkesden
gelmemiştin bu gösteriye
tanrı oyuncaklarının arasında bulamadı seni
ayakkabılar çalmıştın , kucağımda giyinmiştin
tenekelere vuruyordun
inancını okyanusta dondurarak somutlaştırdın
saç telini hiç bir ressam çizmedi
bisikleti bıraktım boşlukta
koştum arkandan

Sızlık

O her gece rahatça yatağında uyuduğunda
ve bu gece ekşimiş biranın kenarında
bir adamın köşesinde otururken
sen o'na içeceksin

öyle emrettim

Milyonlarca İnsanın Aynı Zaman Dilimini Geriye Doğru Saymasıdır

çam ağaçları bir işe yaramıştı
ve geyikler
canlanmıştı
gözümüzde
alkolün o gizemi kaçmıştı
din gibiydi
tanrı gibiydi ; noel

bizler tarafından yaratılmış

30 Aralık 2010 Perşembe

Gorinole

Mannheim havasını soluyorum
Kamboçya sınırları içersinde hiç bir ses çıkarmadan ilerliyorum
Ren nehri kenarında ray kemikli makinisti öldürüyorum
Annapurna zirvesinden paraşüte bağladığım balık iskeletlerini gönderiyorum
Meksika körfezinde kör bir kadınla dolaşıyorum
Pasifik'de geri dönüş bileti almak için sıraya girdim
Rodos'un karşısında rüzgarı kuzey tarafından parçalıyorum
Giethoorn sokaklarında yön levhalarını değiştiriyorum
Cambria'da kahve içip uyumayı öğreniyorum
Blue Lagoon'da kendi devrimimi planlıyorum
Güney Kinsale'de olta atıyorum
batı Britanya'da kremit taşıyorum
Bernina raylarında makinistle vedalaştım , dönüyorum
tek kıyafetle kolajladım haritamı v bi kahveyle bütün dünyayı dolaştım
karşılaşmamamız mucize

21 Aralık 2010 Salı

Yılın En Uzun Gecesinden

çocuklar gökkuşağı çeviriyorlardı tepside
ve
eşlik etmemek olmazdı
bağladık ipi
kuşkuya
gönderdik onlarınkinin yanına
bıraktık elimizden ipi
kaybettik artık kuşkuyu

20 Aralık 2010 Pazartesi

Havlu

bir kahveden sızan dumana
yapışmış sigara dumanı
mavi rengiyle güzel durur

18 Aralık 2010 Cumartesi

Kapo

tavrını
korkuluklarıma
çizsin
o akbaba
gagasından
bir
tapınak
çıkar

Su

kupanın yanında
sadık
bir camel
kırmızı kibrit olup gelsene masamıza

17 Aralık 2010 Cuma

Sakin Bir Atmosfer

balıklara olta atıp
çıkarın onları sudan
hiç bir tanesi şikayetçi olmayacaktır sizden
sevinçlerinden çırpınacaklardır karada
filesinde yıldızları taşır
balıkçı

takla atar yansımalar
fırsat bulup
suya sıçradı
birisi

öldürür mavi

öldürdü
mavi
onu

14 Aralık 2010 Salı

Benzerlikler




burk ayaklarımı
parmaklarımı kuklalaştır
göz çizgisine düşür bebeğimi
ses frekanslarımı incit
bağla kendimi kaldırıma
gücüm kadar yükselt katlı betonları
o olmadığına
ikna et beni

10 Aralık 2010 Cuma

Kayaların Arasına Yaktığım Öpücükler

karavan ilerler dünyadan
katlanmış bir insan bedenidir
içimde çalan
enstrumantal

kulaklarındaki
bir ölüm marşıdır
ve bu ölümün güzelliğidir
sarkan
küpen

bu ay
hava soğumuş
o kadar zorki üşümek
ama sen yine de
sıkı giyin
ateşi
yaktım

9 Aralık 2010 Perşembe

8 Aralık 2010 Çarşamba

Kalkış

dişlerini sıkıştır dudağında
ütülediğim tenin kırışmış bugün
dişlerin şuan bile güzel
bizi ne yapmak isterdin ?
diri kalmaktan korkmadan

7 Aralık 2010 Salı

Tart

tırnak uçlarındaki beyazlıktır
boynundan atan bir damardır
canlı kalan , sürekli yenilenen

ses tonundaki
bulantıdır
siyah

bir an kum gibi koşacak
güneş kadar batıya
geçip git
yanımdan

4 Aralık 2010 Cumartesi

Spiegel

ayna değil
suyun yüzeyi
ve
bir
sürü
solungaç

Cerveza

başka bir dille
ses
döner

saatiniz aynı yeri göstermiyorsa
bu plastik kol saati idealdir

ve düşündükçe
alırsınız
vücudunuzdan içeri

2 Aralık 2010 Perşembe

Girdap

rutubet kurdelesini kravata takmayı denemedi
şimdi boş çalar enstrumantal salıncakta sallanan ayaza
ve dargın değildir sargısından kan sızan adam
ardında yangın çıkarmak için hücum eder toz parçası
sadece kurtulmak için ,
tanrıya dargın değildir
tozdur , kravatlı bir toz , kumaştan resmi bir kıyafet
yorulmuştur uçmaktan
duramamıştır yerinde
rutubetle karşılaşmasında dahi
deneseydi rutubet , kurdelesini çıkarmayı
yapışır kalırdı
toz

Kanopi

kan bir sayı bu karnivor üşengeçlikten
15 dakika boyunca
karşımda bekledi
sırtı saatin arka yüzü gibi
göz kapaklarımda bir paraşütü göremiyorum artık gözlerimi kapattığımda
ve yastığım onun sırtı
uyuyamıyorum
bir süredir
kahvemi masaya
sertçe koyarken
serumsuz daktilo

diyorum
kontrolüm dışında gelişti her şey

30 Kasım 2010 Salı

Prima Donna

kül tablasının
içine
resmini çizdikten
sonra
şişenin
içine girip
sarhoş
edebilirsin
beni

9 Kasım 2010 Salı

Kum

iki böceğin halı altında seviştiğini
hissedebiliyorduk
bir insan işerken
diğeri su içmekten zevk alır
net olan bir şey bu
bir martı uçarken
bir tosba
toprağı deşer
tempolu koşar kadınlar
onları seyreder adamlar hareketsiz
arabaların bagajlarından habersiziz
boğaların boğazlarından geçmekteyiz
tanrılara karşı hissiziz
prezervatif satan eczanelerden alınan uyku v sinir haplarıyla
ayaktayız
kuyu boşluğunda ses çıkarmaktan yorulmadık
karşı cinslerimize titreşimler yolluyup kaçmaktayız
tüm bunlara rağmen biz diye bir şey yok
sadece prezervatifli böceğin halı altında
diğer böceğin kulağına
onu sevdiğini
fısıldarken

martılar toprağa
tosbalar yukarıya
kadınlar adamlara
bagajlar boğalara
tanrılar kullara
prezervatifler uykuya

hükmediyor

tüm bunlara sebep olan
halı altındaki
8 ayağa
gülümsüyorum
2 tanrı
çiğniyorum tosbadan aldığım ayakkabıyla

8 Kasım 2010 Pazartesi

Marsyas

marsyas
yüzülen derisini
tekrar fırlattı
tanrıya , tanrılara
alyans sesli heykel
traş olur
her
sabah
sanat var mıdır kanda
suratı alkolden sızan sidik rengi
sulanmış göz
dayanamam böyle şeylere
gidip saçlarımı kestirdim

6 Kasım 2010 Cumartesi

Ateş , Işık

güçsüz gibi
görünen
bir ateş olduğunu tahmin ettiğim
biri var
tanrının da kulakları yok
merdivensiz evin ikinci katında uyuyor
onunla karşılaştığımız sürede
çocuktuk ve hiç uyumadık
tuaf olduğunu söylediklerinden eminim çevresinin
ama farkı yoktu
çocuk yaştaki
sesinin
öyleki
gelecekte delirmeyi düşlerim
bunu onunla başaracağım
beni
avlandıktan sonra , suya salınmış balık gibi
mutlu ediyor
kelimeler istedim
kelimeler topluluğu istedi o da
bir devlet kurulabilir
onunla
bir devrim yapılabilir
ayakkabı bağcıklarımı bağladım
sigaram bitesiye ordayım , kahvem sıcak olasıya kadar
bekle
mavi kuş getiriyor
2.kata

5 Kasım 2010 Cuma

5 Kasım

birlikte balık tutmanın
birlikte
söyleşilerin
birlikte tartışmaların
maçlarda aynı takımı tutmanın
zevkini
sürdüm
geç aldığı bisikletle
tam
19 yıl

sadece
bugün
doğmuştu
birisi

tanrı.

4 Kasım 2010 Perşembe

Değer

rahata ermiş
bir
rekabetin
ardından kalmış
bedensiz
rakkas

biz
başaramadık
rekabet , kin , çekişme
bütün olmayı
düşürdük
saksıdan

şimdi
düşün

27 Ekim 2010 Çarşamba

Süzgeç

kaplumbağaların kabuğundan
anlayamıyorum
yaşlarını
ve
balıkların pullarından
sezemiyorum
zamanı

26 Ekim 2010 Salı

Pandora

panjurlarına
vuran güneş
ışınlarından
bahsederim sabahları
gece olunca
ay belirince
tepemde
o panjurlarıı
hiç açmadığından
nedense bu gece farklı
bu gece sözsüz sigaralar benden
parmak kibritler senden

25 Ekim 2010 Pazartesi

Suda

ilk mektubumu
alacağım
için
heyecanlı sayılırım
ve cevap için
sabırsızlanıyorum
ama
grafoloji
için eksiklerimi
tamamladım ,

23 Ekim 2010 Cumartesi

Gelip Çöpleri Boşalt

beyin koca
bir
şehir artığı
şişeler
izmaritler
haplar
ve bir çoğu
korunak sığ içlerinde
yorulmadan
koşarak

Sonuç Sondajları

seslenecek
bir mektup
içinde çıkacak bir el
koşarken
oturuyor hava
ıskaladığım
sese
iskambil kağıtlarından
yapılmış
mezarlar
gönderiyorum
ve harika kurgu , kusursuz oyunculukla
başarı kazanıyor
biri diğerinin hakkında hiç bir şey bilmiyor

21 Ekim 2010 Perşembe

Hata

frekans gelmeyen
bi radyodan
ruhumu dinlendiren
parçalar
çalar
her gece
bir iğne alır eline
dikmeye başlar
söküklerimi ( kıyafetlendirmeyi hiç denemedi )
hatanın 4 harfli olduğunu söylerim ona
sesden duymuyorum seni
der
iğneyi kulağına batırarak
kapıyı vurur
aynı anda
açtığım da
ne zaman çıktığını sorarım
sararır
elindeki kağıda
hediye ettiğim
kalemle
konuşamıyorum yazar
diline batırrır bu kez
iğneyi
çalmaya devam eder
müziği
1 metre gerisinde
onu çizerim duvara
seslenirim duymaz
gider dokunurum omzuna
döner geriye
duvarı işaret ederim
kağıda bir şeyler yazmaya çalışır
sanki kör gibi
yamuk bir yazı
birleştiririm
harfleri
okurum sesli bir şekilde
onun duyamayacağı şekilde
göremiyorum yazar kağıtta
iğneyi alır
gözlerini deşer
kahvemi hazırlayıp , dinlemeye başlarım
işinde usta
söküklerimi dikme konusunda
usta

13 Ekim 2010 Çarşamba

Saçları Uzun Bir Ses Tonu İstiyorum

bu telefon görüşmemizdeki
tedirgenliğime
makyaj yapacaksan
tanrım
zamanı durdur

bütün insanların bulunduğu kafesin
anahtarını taşıyorsun sen

gün boyunca sana milyonlarca
istek , sipariş v şikayet geliyordur

ben sizi meşgul etmek istemem
sadece

..

İhanet

ansızın yoğunlaşan gözkapaklarımdaki baskı
nedeniyle
kıyafetimi asacak bir yer bulamıyorum

uçak rotası botanik üzerine işiyor
sırılsıklam oluyor
tüm oksijenler

arıyorum bir şeyler
cebimde
gövdemde
tenimde

kokmuş göletlerde yüzer en muhteşem balıklar
bataklık olasıya kadar
sivrisinekler söylemez onlara gerçeği

yanıma kadar yaklaştığında
bir karınca
düşünmem hiç , saatin gece vaktinde olduğunu
doğal karşılarım
alırım avcuma

şahlanır ön ayaklarıyla
bellki de sevgi gösterisi
kim bilir

12 Ekim 2010 Salı

Quadrika

teslimiyetçi bir politika izliyememek
canımı sıkıyor
antik kentleri andırıyor
yürüdüğüm yol
akrater
karşımda bana bakınca
düşünüyorum , ama az
imge figür ilişkisi
kayıp
daha iyisini yapardım diyip
atlıyorum
quadrika'ya

8 Ekim 2010 Cuma

Arke

bakışmaktan daha
çok
seviyorum
insanların birbirine
bakışmalarını
yakalamayı
v
bu dünyanın
yerleşim düzeni
yok
efendim

5 Ekim 2010 Salı

Gün

7 simgesel
gölet
ve
devamında 4 teker
sıcak bir dumana budanmış bir nikotinim
muhtemelen
perdeleri kapatmış
dünyamda
sayfa karıştırıyorum .

3 Ekim 2010 Pazar

Duyamadığı Kadar

yorucu bir uykudayım
yalnızlık kahvemde
sigaranın dumanı
içimden
çıkıyor
yarı kalmış
bir kadın
yarım gözlü balığımı
besliyemeden
akvaryumu taşlıyor
hoş değil elbette
son parama kadar
kitap alıyorum
çekiliyorum
köşeme
sessizlik
hiç kimsenin duyamadığı kadar

29 Eylül 2010 Çarşamba

Dizayn

sıraya geçmiş
yazılanları topluyordu
boşa gitmişti
düşündüklerim
arkasında kalan
saatler

Ahşap

çok gerçekçi
konuşuyordum
v onun asla bunu
yapmıyacağını düşünüp
devam ettim
o olağan üstü bir gerçekçilik gösterdi
beklemiyordum
terk etti gitti
hiç gelmediği
bu evi

21 Eylül 2010 Salı

Sonra

cezalandırıldım , artık sadece
yokum
solucanlardan yürüyemiyorum
üstelik
ben diye bir şey yok

17 Eylül 2010 Cuma

Sekizinci

yaşlı delikanlılarla
ruhu genç
kalanlarla
vakit geçirmeyi
seviyordum
55 yaşlarında bir dost
buraya yazdığımı bilmeyen
bir dost
bana gerçekleri anlattığında
hoşuma gitmişti
kahve sözüm vardı
sonra yemek sözünü hatırlattı
iyiydi vakit
bir sahilde içmeyi planladık
önerilen bir kaç parça eşliğinde
harbi kafadar adamdı
sahil , ay , müzik
herkesin istediği bir şeydir
ama bunu 55 yaşlarında biriyle
denemek istemezsiniz
babamdan daha yakın gelmişti bana
babamı özlemiştim
beni kendinden 5 yaş daha
büyük biriyle daha tanıştırdı
sonra onu anlattı
bir genel evden bir dost edindiğini
ve o faişenin bu adamın emeklilik parasını yatırdığını
sonra o adamın o kadını o genelevden nasıl kurtardığını anlattı
iyi bir evcilleştirici sanırdım kendimi
değilmiş
hayran kaldı tüm gözlemlerim
eve doğru yürüdüm bir izmarit ıslaklığında
eve geldiğimde duramadım
gittim saçlarımı kestirdim

16 Eylül 2010 Perşembe

Gece Saatleri

sabah saatlerinde
köpeğimiz vardı
kaç
dedik
bu şehirden
hızlı hızlı kaç
bize bakarak
yan yan
gitti
vücudu
yaşlı teyzeler ağlar bu duruma
yan komşumuz yaşlı teyze de ağlamıştı
akşam saatlerinde
dışarı çıktım
100 - 150 metre
yürüdüm
çöplükte
gözü açık bana bakıyordu
nefes almıyordu
sadıktı
sözümüze

15 Eylül 2010 Çarşamba

Lalopatro

geçilen köprüye
dinamit kurarım
uslanmak için
saygı gerekli
her şey olağan hallerde
beyaz gözükür
oltamı salladım
bekliyorum

11 Eylül 2010 Cumartesi

Seçim

farelerin ayağına
ayakkabı almıştı
eldivenler
ve el titremelerini saklamaya çalışıyordum
sonra perdeleri kaldırıp
duvar örmek geldi içimden pencerelere
zahmetli olacaktı
uyumaksa
en iyisiydi

7 Eylül 2010 Salı

Tüyo

farklı rollerde
tanıdım onları
hepsi aynıydı
solucan evcilleştiriyordum
bir iki adım atıp
akvaryumun
başına geldim
baya solucan leşi vardı
ve yüzüyordu balığım

4 Eylül 2010 Cumartesi

Çember

aynı şeyleri yaparken
farkına varıp yazmış bulunuyorum
ve yine aynı şeyi yapmam
canımı sıkıyor

3 Eylül 2010 Cuma

Parantez

kitapları yakmaya başladım
ve bütün herşey
yandı
bütün herşey
almadığım kitaplar bile

2 Eylül 2010 Perşembe

Nefesin Resmi




bilmiyorlar hiç bir şeyi
daha dün
uçmasını unutmuş
bir güvercini
aldım odama
oturup ağladık
beraber
hiç uçmadık

Alabora

gerçek kadar
yalın
bir
dille anlatmıştım
gerçeği
sosyalist bir tekneyle uzaklaştın burdan
hayaller büyük gemilerdi
devrim için
denize deniz demedik
kuruttuk denizi
kaybolduk
sonra
sen başka okyanusta
ben farklı
bataklıkta

1 Eylül 2010 Çarşamba

Sabahlar

iyi vakit geçirdim sen de boş durmayıp
dışarıyı aydınlatmışsın
şimdi uyuyabilirim

Çocukluk




evcilik oynarken
başka evlerde

hiç bir şey düşünmezdik
zaman bizimdi çünkü

ve her birimizin kolunda
plastik çalışmayan saatler vardı

onlara bakıp
daha var derdik birbirimize
daha var

yağmur yağmaya başlayınca
korkardık
o saflıkla tutardık ellerimizden

yağmur dinesiye kadar
dururduk o evde
bir gün
bir hafta
bir ay

sonra ağlamaya başlardık
çünkü ev bizim değildi
unutmuştuk
kirayı

Eylül

damarlarımdan sızan bahar yolculuklarında
aşıktı herkes birbirine
sadece
bu yüzden
pişmanım
sen konusunda herkes olmuştum
ve
eylül sabahlarında
sen
daha bir
uzaktın
uzayıma

O

yazmaya başlamıştım ki
vazgeçtim

hiç bir şey
bu kadar
boş
olmamıştı
sanki

31 Ağustos 2010 Salı

4+4

bir zaman diliminde kalkıp
hiç bir bokun gelişmediğini görmek
yastığına şikayet etmeyi doğurur
plasentası koparılan bir şikayet bu

ekşiyor ağzımdaki tadın
buruk bir
çürüklük

27 Ağustos 2010 Cuma

Takılı



bugün bir uçurum yaptık
yine birlikteyiz
saatlerce seviştik bu uçurumun sonunda
bir gün birimizin
kendi yaptığımız bir şeyi
ölüm için kullanması gerektiğini düşündük
sigara yaktık
dünyanın lambası olanı ay'ı düşürdük
karanlıkta sevişmeye devam ettik
burda birimiz özgür olacaktı
özgürlük : ölüm kararı v ölüm arasında geçen süreydi bizim için
o özgür oldu
ben hala mavi resimler çiziyorum

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Biz Rolümüzü Oynuyorduk



bugün kendimizi eleştirip
sihirbazlık çalışmalarına başladık
o beni yok etmeye çalışıyordu
ben masanın altında
kendime yer bulmuştum
çoktan

29 Temmuz 2010 Perşembe

Yağmur

bahçendeki bütün solucanları topluyordum tanrım
bunu bana yaptırdığın için
senden nefret ediyorum
ağlıyorum .
göz yaşınsız

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Küçük Bir Ahtapot

aramızda muhabbet falan yok ,
bir devletin dış politikası gibi
yabancı
uzak
her an bir şeyler kopacak .
iletişim bu yüzden yok
her an bir şeyler kopacak .
Diktatörler misali
izliyorum
diğer devleti , ülkeyi .
arada sırada çakışıyor yolları askerlerin ,
bir kaç defa ateş ettikten sonra ,
kayboluyor ,
o
ara
ne oluyor
biliyor musun
yanımdan milyonlarca ülke , kavim , devlet geçiyor ,
daha dün dikkat
ettim de
muhabbetleri hep aynı
birisi diğerine

-bana karşı ne besliyosun ?
dediğinde
karşısındakinin
elini cebinden çıkarıp
saçına gömdüğünde
cevap geliyor
3-4
saniye
gibi
kısa
bir zaman
sonra
-küçük bi ahtapot

15 Temmuz 2010 Perşembe

Kendinden Korkan Korkuluk




ters dönen bir 4 ayaklı masamın üstünde kıpırdamakta , buraya kadar ulaştı ve şuan bunu kutluyor , yardım etmiyorum . duvara yansıyan bir ışık var fakat hiç bir ışık yok sızan . bilirsin üst üste odalardan oluşan binaları , tıkırdıyor yukarıda birileri , sanki odanın kaç topuklu ayakkabı geldiğini öğrenmeye çalışıyor , tık.. tık tık.. benim odamda bir oda var ve bu odanın üstünde bir oda var , fakat boş . sokağın ortasında bir köpek durmuş , yıldızların ışığından rahatsız olduğu için onlara hırlıyor, saatin tik tak seslerini duymuşsundur , bende duydum , daha hızlısını büyük ihtimalle hırsızdı yelkovan ve polis akrep . bazı zamanlarda kapı , cereyan dolayısıyla açılır kapanır , benim kapıma da olur arada , tüm camlar kapanıkken üstelik , içerde havasızlıktan boğulacak seviyedeyken , uyku için bir hap atacak kadar acizken . delirmiş olabilirim ve kemiklerim çürümüş olabilir ama yarım bırakılan kitabı okuyacak kadar gücüm var . keyiflisin sen , bu yüzden , bozuk bir müzik çaların kontrolünü eline geçirmeni istiyorum,tek bir şarkı çalsın , bunu tekrar tekrar çal benim için,malesef müzik çalarım bunu kendi başına yapacak kadar güçlü değil.
bir hastalıksın sen , bu yüzden ceketini alır kapıyı açar ve çıkar bu evden umut ve korku .
şimdi bir yerde işe yaramayan bir korkuluk , önüne düşer gölgesi , korkar kendinden hissederim evimde .

2 Temmuz 2010 Cuma

Yarı

tanrın orda mı ? çağırabilir misin ? genellikle üç dört rakamlarına karşı kuşkuda bulunurum , o da 2 dakikalığına , korkup kaçmalarından korkuyorum .
hep yukarı , hep yukarı
bir isimsiz
gidiyor yine , uzun zamandır yoktun , hoşgeldin .

27 Haziran 2010 Pazar

Deniz Köpüğünden Daha Hafif Bir Gece

bazen aptal insanlarla konuşunca
bazen de tartışınca
rahatlıyorum
onlar da sürekli
her şeyi kendi üzerilerine alır
gülmemek için zor durduğum durumlar bile oldu
böyle anlarda .
ama zekilerde
kendilerini avutup mutlu olmanın en kısa yoludur bu ,
arada sırada zekileriyle konuştuğumda
dünya görüşlerini
deliriyoruz , birlikte yaptığımız en güzel iş ,
100 aptal insanı ve bedenlerini hiçe sayıp
1 gecelik delirmeyi yeğlerim .

24 Haziran 2010 Perşembe

Sislerin Penceresi

bütün haziran üstüme yıkılmış
ve ilk 8 günü çok rahat
10 v o'ndan sonrası kısacası geçmiyor .
bunları yazarken en kutsal hatamı yaptığımı düşünüp
tanrıma öpücükler gönderiyorum
bu haziran ayını yok ederken ay
tekrar konuşup yalanlar söyleyelim birbirimize .

18 Haziran 2010 Cuma

İnsan

insan.

hayatını bok etmek konusunda uzman bir yaratıktır .

bunun en iyi örneği
benim
belkide

ismim

adem.

8 Haziran 2010 Salı

Böyle Bir Yağmurdu




ve sonunda bitti , delirdiğimi düşünüyorum . tanımadağım birisine saldıracak kadar .
ayak ve el titremeleri gözde belirgin şekilde arttı , evde olmayanlar tedirgin . gözümün önüne serilmiş mor bir halı , sürekli uyumama sebep , iletişim araçlarını zorla beceren insanlar kendilerini parmaklamaktan ileri gidemiyorlar . zevk aldıkları kesin , ve beyinlerini aşk ve ayrılıkla dolduranlar , kamyonetlerinden şikayetçi değiller , düşüncelerini bir çocuk çamur yapmış sadece , yobazlaşmış beyinlere , küçük yaşta vurulmuş çiviler , beyin sadece bir duvar , bir barakanın içindeki bir duvar üstelik , hergün sokak çocuklarından korkan bi duvar , hergün yüzünüze ışık getirecek kapının açılmasından korktuğunuz , ve zeki sarhoşların idrarlarıyla yıkandığınızda , güneşi bekleyen , kurumaya yüz tutan , aynı kokuyla , delirdiğimi düşünmüştüm . sende düşün ! damarımın limanına yanaşmış bir gemi , sürekli bir şeyleri enjekte ederek , takvimimi yırtıyor , acıyorum ona , sıkıntı yok böyle günlerin birinde sadece camdan sokağı seyrediyorum , aptalın birisi manevrasında devrildi , içinde öldü sanırım , bütün kuşlar uzaklaştı . sokak lambasını patlatan yaşıtlarım aşıktılar , kaldırımı onarmaya gelen işçi o kaldırımın üstünde yürüyen mini etekli bayanı gözlerine çizmişti , bir gün yürüyecekti . şemsiyemi açmış içerde oturuyorum ,
öyle keyifli :
perdem canlı
kapım canlı
anahtarım canlı
kayıplarım canlı
balıklarım canlı
kablolar canlı

6 Haziran 2010 Pazar

Gecenin Yan Cepleri




uzaklaşmayı çok seviyorum
öyle çok
seviyorum ki
ona hergün çiçekler götürüp
sevdiğimi fısıldıyorum kulağına
Tanrı bile kıskanıyor
tüm şehir vücudumun altında
tecavüze uğrayacağını biliyor
söndürüyor ışıklarını
biraz eğiliyorum bulunduğum yere
balıklarım geliyor yanıma
götürmeye geldiklerini söylediklerinde
hiç reddetmem
ama bu olaylar
5 gece falan alır
çökmüşümdür ,
korkar balıklarım .

3 Haziran 2010 Perşembe

Başlık




bir saat
size 'bir şeylerin zamanı geldi'
sesiyle uyarabilir
işte öyle
bir saat
çaldı beynimde
tam olarak olmasada
hissediyordum
bir arının karınca yuvasına karşı hissettiklerinden
daha çok şey
devam ediyor
bu saatin çalış hızındaki
kin.
delirmem için çabalıyor sanki ,
ama malesef
ayağa kalkıp
beynimi
masanın üzerine yaslayacak
iki parçaya ayırdıktan sonra
içindeki saatin
pillerini
çıkaracak
gücüm yok , üşeniyorum da diyebilirsin
merak ediyorum , neyin zamanı gelmişti
belkide
beynimin içindeki
saati
almamın
zamanı gelmiştir .

27 Mayıs 2010 Perşembe

Aynı Sigara , Aynı Kül




sana bir kül tablasından sesleniyorum ,
bir yolunu bul
ve
çık burdan .
sonra birinin elini düş
hep aynı kişidir nedense ?
toz halinde .
bana pazartesi'nin
anlamını getir ,
mümkünse
bir yolunu
bul
ve çık burdan
sana bir kül tablası sesleniyor ,
beni evinde bulunduran
içime külleri yığan
Tanrım'a sesleniyorum !
içimdekileri temizledikten sonra
tekrar
beynimi
aynı şeyle dolduruyorsun , neden ?
ve her soğuk duşun altında
neden , düzeni fiskiye ile delik deşik ediyorum ,
ve neden
resim sergisine bakarken bütün canlılar , ben onların resmini çiziyorum ?

14 Nisan 2010 Çarşamba

san choov

o gün
ne çamur
ne nota
ne de bir fırça kullandım
seni yaratmak için

hemen ismini koydum
notaları birleştirdim
resmini çizdim

gerçek olan bir şey varsa
o da o gündür
gerisi hikaye
abartı .